top of page


Frankenstein: Del Toro’nun Yılardır Beklediği Buluşma
Guillermo del Toro’nun Frankenstein uyarlaması, yönetmenin yıllardır içini doldurarak büyüttüğü bir hayalin ete kemiğe bürünmüş hali gibi duruyor. Bu film yalnızca Mary Shelley’nin romanının olay örgüsüne sadık kalmakla yetinmiyor, aynı zamanda del Toro’nun sinema boyunca kurduğu kişisel dünyayı metnin en ince liflerine işliyor.

Özgür Kalender
7 Ara 20253 dakikada okunur


Napoli'nin Melodileri: Parthenope'de Mekanın Müzikle Kuruluşu
Bazı yönetmenlerin görüntüleri vardır; Sorrentino’nun ise sesleri. Onun filmlerinde müzik yalnızca eşlik etmez; karakterlerle birlikte yürür, bazen onlardan önce gelir, bazen onlarla birlikte susar.
The Great Beauty’de size nerede olduğunuzu unutturacak Roma gecelerinin ritmi olan elektronik parçalar; Youth’ta hatırlamak, unutmak, yaşlılık ve bellek üzerine kurulmuş kırılgan melodiler; ya da È stata la Mano di Dio’da Napoli’nin mahalle sesleri…

Helin Kınçak
3 Ara 20256 dakikada okunur


Shane (1953): Yeni Bir Hayata Adım Atmanın İmkansızlığı
Hem anlatısal yapısı hem de karakter inşasıyla Shane, western türü üzerinde bir dönüm noktası niteliğinde. Türün klişeleşmiş adaleti sağlayan kahraman kovboy temsilini puslu bir zemine çekmiş, daha gerçekçi ve psikolojik derinliği olan bir karakter olması ile kendisinden sonra gelecek birçok filmi de etkilemiştir. Bu, revizyonist westerne giden yolu açmıştır.
Shane geçmişi çok da temiz olmayan birisidir ve filmin bize sorduğu soru şudur: Yeni bir hayat mümkün mü?

Bahadır Koçak
28 Kas 20255 dakikada okunur


When The Cat Comes (1963): Devrimci Sinemada Alegorinin İşlevi
“When the Cat Comes” filmi insanlık onuruna oldukça hoş bir taraftan, baskı iktidarının ironisini ele alır. Birine bu filmi tarif edecek olsam, “Herkesin bir gün deneyimlemesi gereken bir rüya” derdim.Aşıkların kırmızı, sadakatsizlerin ve yalancıların sarı, hırsızların mora dönüştüğü bu film “Bir varmış, bir yokmuş, bu masal gerçekten yaşanmış” sözüyle açılıyor.

Mete Yaran & Bahadır Koçak
26 Kas 20255 dakikada okunur


The Girl with the Needle: Ürkütücü Bir Peri Masalı
Sinemada anlatının görsellikten geçtiğini bir kere daha hatırlatan bu film; yönetmenin de deyimiyle bu ‘’peri masalı gibi ama ürkütücü’’ hikayeyi, dönemi ve barındırdığı toplumsal mesajı fazla söze gerek kalmadan görsel dil ile izleyiciye geçiriyor. Bu yazı yönetmen ile görüntü yönetmeninin röportajlarından alınan notlarla filmi biçimsel estetik açından ele alan ve bunların kullanım amacını irdeleyen bir yazıdır. The Girl with the Needle, Magnus von Horn (2024) The Girl wit

Gökçe Su
22 Kas 20254 dakikada okunur


The Broken Circle Breakdown: Aşk, İnanç ve Kaybın Dairesel Anatomisi
The Broken Circle Breakdown, bir aşk hikayesinden çok daha fazlasıdır; yaşamın anlamını, inancı ve kaybı sorgulayan bir ruh deneyimidir. Hikaye, Elise ve Didier’in birbirine tutkuyla bağlanan ama dünyaya bakışları bambaşka iki insanın yaşamını anlatır. Elise, dövmeleriyle bedenine hikayelerini kazımış, duygularını görünür kılan bir kadındır. Didier ise bir çiftlikte yaşayan, mavi-grass müziğine tutkuyla bağlı, Tanrı’ya inanmayan bir adamdır. Aralarındaki bağ, müzikle başlar v

Özgür Kalender
19 Kas 20253 dakikada okunur


eXistenZ – Gerçekliğin Zavallı Seviyesi
eXistenZ bir oyun olduğu kadar insan yapımı bir gerçekliktir. Modern çağın insanı, yalnızca kontrol etmekle yetinmez, aynı zamanda yaratır. Ancak bu yaratım, insanlık için güvenli bir alan olarak düşünülse de, kontrolün bütünüyle mümkün olmadığı kısa sürede ortaya çıkar. Filmde, oyun içinde yeni bir oyuna giren karakterler görürüz; yani bir tür “oyun içinde oyun” durumu, tıpkı Inception’daki gibi çok katmanlı bir yapı sunar.

Z. İnci Asal
17 Kas 20256 dakikada okunur


Sessiz Fail, Yitik Adalet: Panahi’nin Yeni Çığlığı
Görünmez Kaza’da görünmeyen şey bir kaza değil; toplumun içine sinmiş sessiz korkular ve adalet eksikliği aslında . Kamera burada bir tanık ve izleyici, pasif bir gözlemci olmaktan çıkarak olayın etik ortağı haline getiriyor. Film, “kaza” kavramı üzerinden ahlaki sorumluluğun görünmezliğini anlatıyor.

İkbal Nur Karakuş
15 Kas 20252 dakikada okunur


1973’te Ne Oldu?: Coffy, Thriller ve Lady Snowblood Üzerine Birkaç Düşünce
Coffy, Thriller ve Lady Snowblood'un 1973'te aynı anda ortaya çıkması, o yılların sinema endüstrisinde belirginleşen intikam odaklı, güçlü kadın kahramanları öne çıkaran exploitation filmlerine olan talebi ve kültürel değişimlerin sinemaya yansımasını gösteren ilginç bir kesişim noktasıdır.

Deniz Cansever
5 Kas 20253 dakikada okunur


Ötekilikler Üzerine Kısa Hikayeler: Father Mother Sister Brother
İşte Jarmusch’un bizi sürükleyip getirdiği de bu nokta olsa gerek. İnsanların öteki ile girdiği iletişim dahilinde yansıttığı benlik ve kendi başlarına kaldıkları benlik arasındaki zıtlığı bize mizahi, dramatik, en önemlisi ise asla üstten dayatmacı bir şekilde olmayan sade basit ve öz bir şekilde sunuyor. Tüm bu yönüyle Father Mother Sister Brother kesinlikle izlemeye değer.

Yağmur Naz Aydın
28 Eki 20252 dakikada okunur


How It Ends: Modern Dünyanın Kıyamet Alegorisi
How It Ends, yalnızca bir yol filmi değil, içsel bir yolculuktur. Tom karakteri, askeri geçmişiyle temsil ettiği düzen, disiplin ve kontrol inancını simgelerken, Will karakteri daha sivil, duygusal ve kırılgan bir yapıyı temsil eder. İkisi arasındaki gerilim, aslında modern insanın iki yönlü doğasının çatışmasıdır: biri güvenliği, diğeri anlamı arar. Yol boyunca birbirlerine güvenmeyi öğrenemezler, çünkü dışarıdaki dünyanın çöküşü içerideki iletişimsizliğin bir yansımasıdır.

Özgür Kalender
24 Eki 20253 dakikada okunur


MAMA: Arkaik Anne, Rahim Canavarı ve Bir Hayalet Hikayesi
MAMA: Arkaik Anne, Rahim Canavarı ve Bir Hayalet Hikayesi

Z. İnci Asal
18 Eki 202511 dakikada okunur


Sessizliğin ve Çatlakların İçinde: Sentimental Value’a Bir Bakış
“Dua etmek aslında tanrıyla konuşmak değil, çaresizliği kabul etmektir.” -Manevi Değer, Joachim Trier Bugün hakkında yazacağım film; uzun zamandır izlediğim en hisli, en gerçek ve en etkilendiğim filmlerden biri olan, hatta bence bu senenin en iyi film olabilecek “Sentimental Value”. Biraz iddialı bir giriş olsa da bu sene adını çok duyduğumuz bu filmi bugün Filmekimi’nde izleme şansı buldum. Joachim Trier’in baba-kız ilişkisine değindiği filmi klasik bir “daddy-issues” te

Yağmur Naz Aydın
13 Eki 20253 dakikada okunur


Put Your Soul on Your Hand and Walk - Yüreğini Eline Al ve Yürü (2025) Film Eleştirisi
Acının Sömürüsü Filmekimi’nin 2025 seçkisinde yer alan "Yüreğini Eline Al ve Yürü" adlı izleme ürünün künyesinde yönetmen olarak Sepideh Farsi ismini görüyoruz. Ancak bu bilgi yanıltıcı olabilir; zira karşımızda ne bir belgesel ne de klasik anlamda bir film var. Kocaman bir boşluk, yeni dönem izleme tüketicilğinin bir ürünü olarak ne sunsam bu konu ile gider duygusuzluğu. Tüm çalışma, adını “yönetmen” olarak künyeye eklemiş olan Farsi’nin, Filistin’de yaşam mücadelesi veren F

Bahadır Koçak
12 Eki 20252 dakikada okunur


L’Atalante (1934) Film İncelemesi
L’Atalante , mavna kaptanı Jean, yeni eşi Juliette, eksantrik yardımcı Jules ve genç tayfanın hikâyesini anlatır. Jean Vigo’nun 29...

Özgür Kalender
10 Eki 20254 dakikada okunur


Yerli mi Yurtsuz mu: It Must Be Heaven
“Sömürgeci, yerli halkı yönetilmesi gereken bir ‘kategori’ olarak inşa eder; kendisini ise kalıcı, meşru ve yerleşik olarak.” - Mahmood Mamdani İnce düşüncelerle kurulan Arkaik Sinema için yazıya alacağım ilk film, 2019 yılında Elia Suleiman tarafından çekilen “It Must Be Heaven” filmi olacak. Bu filmi seçmemin gerekçesi ise, yaşadığımız dünya üzerinde gerçekleşen savaşların ve yıkımların seyircisi kalmamak ve bir kişiye dahi ulaşacak acı dolu bir nidayı duyurmak istememdir

Mete Yaran
7 Eki 20253 dakikada okunur


Casablanca: Yarım Kalmışlıklar Üzerine
Sinema tarihine az biraz hakim olan herkesin bildiği, en azından duyduğu bir film olan Casablanca, Michael Curtiz tarafından 1942 yılında çekiliyor. İlk başta tiyatro oyunu olarak yazılıyor fakat perdede hiçbir zaman oynatılma fırsatı bulmuyor. Filmin ana konularından birisi olan faşist Nazi imparatorluğuna karşı inandığımız değerler üzerine başkaldırmak ve direniş de bu filmin en büyük anlatılarından birisi. Bu anlatı kendisi de Avusturya-Macaristan imparatorluğunda doğmuş v

Bahadır Koçak
5 Eki 20255 dakikada okunur


Love Meetings (1964) Film Okuması
Beni en heyecanlandıran yerde, Arkaik Sinema’da ilk yazım için tabii ki izlediğim en gerçek hissettiren ve 60’lar İtalya’sında ufak bir...

Yağmur Naz Aydın
4 Eki 20253 dakikada okunur


Yaban ve Erotizm: Woman in the Dunes
Yaban Umut ve gelecek benim için çimenliklerde ve işlenmiş tarlalarda, kentlerde değil; geçirimsiz ve titreyen bataklıklardadır. - Henry David Thoreau Büyük umutlarla kurduğumuz Arkaik Sinema için yazdığım ilk yazıda bahsedeceğim film 1964 yılında Hiroshi Teshigahara tarafından çekilen “Woman in the Dunes” filmi. Bu filmi seçmemin sebebi hem derginin vizyonunu ortaya koymak hem de gelecek yazılar için bir çapa atmak. Şayet yaşantımda da benim için anlamı ve hissettirdikleri

Bahadır Koçak
3 Eki 20254 dakikada okunur
bottom of page



