top of page


Susuz Yaz: Su, Mülkiyet ve İktidarın Karanlık Aynası
“Erksan’ın sineması, dönemin Yeşilçam melodramlarından farklı olarak, neredeyse antropolojik bir gözleme dayanır. Kamerasını süsleme ya da güzelleştirme amacıyla değil, kanıtlamak için kullanır. Bu tavır, Susuz Yaz’ı Türk sinemasında gerçekliğin estetiğiyle ahlak arasındaki en keskin örneklerden biri haline getirir. Filmde mülkiyet teması iki eksende ilerler: biri su, diğeri kadındır. Osman’ın köy halkıyla suyu paylaşmayı reddetmesi, iktidarın en basit formunu ortaya koyar.

Özgür Kalender
28 Ara 20253 dakikada okunur


Türk Sinemasının Politik Filmlerinden: Karanlıkta Uyananlar
Karanlıkta Uyananlar, 1960’lı yılların İstanbul görüntüleriyle jenerik eşliğinde başlar. İstanbul’da yaşayan insanların ne kadar zor şartlar altında yaşadıkları gösterilir. Bir yandan da filmin künyesi verilir. Film, jenerik kısmında halkın zor şartlar altında yaşadıklarının gösterilmesi bilinçli bir tercih olarak karşımıza çıkar. Film, jenerik kısmında filmin politik söylemler içerdiğinin ilk ipuçlarını vererek başlar.

Nusrettin Bahadır
24 Ara 20257 dakikada okunur


Invasion of the Body Snatchers, Pluribus ve Muhalif Olmanın İmkansızlığı
Bir gün uyanıp yanındaki kişinin artık kendisi olmadığını fark etmeye başlıyorsun. Aynı yüz, aynı beden yerinde; eksik olan tek şey duygu. İnsanın en temel korkularından biri olan, sevdiklerinin bir anda yabancılaşması ve tanıdık olanı tanıyamama hissinden doğan gerilimi bilim kurgu ile birleştiren Invasion of the Body Snatchers, aynı zamanda politik bir anlatı olarak da ayakları yere basan bir film.

Irmak Kutlu
21 Ara 20254 dakikada okunur


Spencer: Prenses Diana’nın Kraliyet Rejimine Direnişi
Film Larraine’in daha önceki filmleri gibi biyografi ve psikolojik drama ağırlıklı olsa da Prenses Diana’nın hayatındaki çok kritik bir nokta olan 1991 Noel Arifesi ’ne odaklanıyor. Prenses Diana’nın tüm hayatının zaten yıllardır hem yaşarken hem de öldükten sonra didiklendiği ve çeşitli pek çok filme, belgesele de konu olduğunu göz önüne alırsa, yönetmen oldukça farklı ve karakterin duygu durumuna odaklı, bir yaklaşım tercih etmiş.

Z. İnci Asal
19 Ara 20255 dakikada okunur


Aklın Uykusunda: Karanlığın Yeniden Üretimi
Aklın uykusunun canavarlar üretmeye pek de meyilli olduğu o eski feraset, gotik filmlerin yeniden görünürleşen karanlığından hafifçe asitler sızdırıyor. Modern kültürün uykusuzluğu, aklın yorgunluğu, her şeyin keskin ışıklar altında tutulduğu bir dönemde, gölgelerin kaçınılmaz biçimde büyümesini sağlıyor. Bugün "hortlayan" canavarlar, belki de hiçbir zaman gitmemiş olanlardır; sadece ışıkların içinde görünmezleşmişlerdir... Aklın Uykusunda

Gökçe Su
17 Ara 20252 dakikada okunur


Yavaş Ölüm: Yaşamı Ölümle Yeniden Kurmak
Elbistan ovasının üstüne yağan ölüm sadece bir ekolojik felaket olmaktan çıkıp insanlığa ait bir hikaye olup çıkıyor karşımıza. Bu hikaye bize belgeselin senaryosunu da yazan akademisyen Aslı Odman tarafından anlatılıyor. Karakterimiz Aslı ile bir yolculuğa çıkıyoruz Elbistan ovasında kol gezen Yavaş Ölüm’ü alımlamaya başlıyoruz.

Bahadır Koçak
14 Ara 20254 dakikada okunur


Berlin’in Bölünmüş Estetiği: Sinemada Sürgün, Yönsüzlük ve Geçiş Hâlleri
Berlin’de yaşamak bazen iki şehir arasında sürekli mekik dokumak gibi: Bir ayağın hâlâ İstanbul’da, öbürü Berlin’in üzerine basıyor ama tam olarak orada da durmuyorsun. Şehrin kendisi de böyle zaten; yan yana duran ama birbirinin devamı olmayan dünyaların toplamı.

Okan Dülger
13 Ara 20253 dakikada okunur


Yusuf ve Kenan - Çoğunluk, Filmleri Arasında Baskılanan Erkek Karakteri Tiplemesi
Bir yanda Adana’dan trenle kaçıp İstanbul’un acımasız düzenine savrulan, babalarının yokluğu ile tek dayanakları olan umut arasında sıkışmış iki çocuk; öte yanda modernleşme ve neoliberal dönüşümle yeniden kurulan Türkiye’nin orta/üst sınıfında büyümüş, ancak adım attığı her mekânda kendine yabancı kalan başka bir çocuk. Biri hayatta kalmanın çıplak gerçekliğine, diğeri konforun görünmez kurallarına uyanıyor; ikisi de kendileri adına çoktan tasarlanmış bir güne gözlerini açıy

Arda Dikilitaş
11 Ara 20254 dakikada okunur


Alpha: Damgalanmak, Korku ve Bırakabilme Mücadelesi
Yönetmeni Titane filmiyle tanımış biri olarak, Alpha beni tahmin etmediğim bir açıdan etkiledi. Ducournau, sert ve izleyeni rahatsız eden film dilinin içine insani duyguları ustalıkla yerleştirmeyi her zamanki gibi başarıyor. Alpha’da, aile üyeleri arasındaki derin bağ, yönetmenin imzası hâline gelen body horror öğelerinin fazlasıyla önüne geçmiş bir şekilde karşımıza çıkıyor.

Doğa Ecemiş
9 Ara 20253 dakikada okunur


Frankenstein: Del Toro’nun Yılardır Beklediği Buluşma
Guillermo del Toro’nun Frankenstein uyarlaması, yönetmenin yıllardır içini doldurarak büyüttüğü bir hayalin ete kemiğe bürünmüş hali gibi duruyor. Bu film yalnızca Mary Shelley’nin romanının olay örgüsüne sadık kalmakla yetinmiyor, aynı zamanda del Toro’nun sinema boyunca kurduğu kişisel dünyayı metnin en ince liflerine işliyor.

Özgür Kalender
7 Ara 20253 dakikada okunur


Napoli'nin Melodileri: Parthenope'de Mekanın Müzikle Kuruluşu
Bazı yönetmenlerin görüntüleri vardır; Sorrentino’nun ise sesleri. Onun filmlerinde müzik yalnızca eşlik etmez; karakterlerle birlikte yürür, bazen onlardan önce gelir, bazen onlarla birlikte susar.
The Great Beauty’de size nerede olduğunuzu unutturacak Roma gecelerinin ritmi olan elektronik parçalar; Youth’ta hatırlamak, unutmak, yaşlılık ve bellek üzerine kurulmuş kırılgan melodiler; ya da È stata la Mano di Dio’da Napoli’nin mahalle sesleri…

Helin Kınçak
3 Ara 20256 dakikada okunur


Shane (1953): Yeni Bir Hayata Adım Atmanın İmkansızlığı
Hem anlatısal yapısı hem de karakter inşasıyla Shane, western türü üzerinde bir dönüm noktası niteliğinde. Türün klişeleşmiş adaleti sağlayan kahraman kovboy temsilini puslu bir zemine çekmiş, daha gerçekçi ve psikolojik derinliği olan bir karakter olması ile kendisinden sonra gelecek birçok filmi de etkilemiştir. Bu, revizyonist westerne giden yolu açmıştır.
Shane geçmişi çok da temiz olmayan birisidir ve filmin bize sorduğu soru şudur: Yeni bir hayat mümkün mü?

Bahadır Koçak
28 Kas 20255 dakikada okunur


When The Cat Comes (1963): Devrimci Sinemada Alegorinin İşlevi
“When the Cat Comes” filmi insanlık onuruna oldukça hoş bir taraftan, baskı iktidarının ironisini ele alır. Birine bu filmi tarif edecek olsam, “Herkesin bir gün deneyimlemesi gereken bir rüya” derdim.Aşıkların kırmızı, sadakatsizlerin ve yalancıların sarı, hırsızların mora dönüştüğü bu film “Bir varmış, bir yokmuş, bu masal gerçekten yaşanmış” sözüyle açılıyor.

Mete Yaran & Bahadır Koçak
26 Kas 20255 dakikada okunur


The Girl with the Needle: Ürkütücü Bir Peri Masalı
Sinemada anlatının görsellikten geçtiğini bir kere daha hatırlatan bu film; yönetmenin de deyimiyle bu ‘’peri masalı gibi ama ürkütücü’’ hikayeyi, dönemi ve barındırdığı toplumsal mesajı fazla söze gerek kalmadan görsel dil ile izleyiciye geçiriyor. Bu yazı yönetmen ile görüntü yönetmeninin röportajlarından alınan notlarla filmi biçimsel estetik açından ele alan ve bunların kullanım amacını irdeleyen bir yazıdır. The Girl with the Needle, Magnus von Horn (2024) The Girl wit

Gökçe Su
22 Kas 20254 dakikada okunur


The Broken Circle Breakdown: Aşk, İnanç ve Kaybın Dairesel Anatomisi
The Broken Circle Breakdown, bir aşk hikayesinden çok daha fazlasıdır; yaşamın anlamını, inancı ve kaybı sorgulayan bir ruh deneyimidir. Hikaye, Elise ve Didier’in birbirine tutkuyla bağlanan ama dünyaya bakışları bambaşka iki insanın yaşamını anlatır. Elise, dövmeleriyle bedenine hikayelerini kazımış, duygularını görünür kılan bir kadındır. Didier ise bir çiftlikte yaşayan, mavi-grass müziğine tutkuyla bağlı, Tanrı’ya inanmayan bir adamdır. Aralarındaki bağ, müzikle başlar v

Özgür Kalender
19 Kas 20253 dakikada okunur


eXistenZ – Gerçekliğin Zavallı Seviyesi
eXistenZ bir oyun olduğu kadar insan yapımı bir gerçekliktir. Modern çağın insanı, yalnızca kontrol etmekle yetinmez, aynı zamanda yaratır. Ancak bu yaratım, insanlık için güvenli bir alan olarak düşünülse de, kontrolün bütünüyle mümkün olmadığı kısa sürede ortaya çıkar. Filmde, oyun içinde yeni bir oyuna giren karakterler görürüz; yani bir tür “oyun içinde oyun” durumu, tıpkı Inception’daki gibi çok katmanlı bir yapı sunar.

Z. İnci Asal
17 Kas 20256 dakikada okunur


Sessiz Fail, Yitik Adalet: Panahi’nin Yeni Çığlığı
Görünmez Kaza’da görünmeyen şey bir kaza değil; toplumun içine sinmiş sessiz korkular ve adalet eksikliği aslında . Kamera burada bir tanık ve izleyici, pasif bir gözlemci olmaktan çıkarak olayın etik ortağı haline getiriyor. Film, “kaza” kavramı üzerinden ahlaki sorumluluğun görünmezliğini anlatıyor.

İkbal Nur Karakuş
15 Kas 20252 dakikada okunur


1973’te Ne Oldu?: Coffy, Thriller ve Lady Snowblood Üzerine Birkaç Düşünce
Coffy, Thriller ve Lady Snowblood'un 1973'te aynı anda ortaya çıkması, o yılların sinema endüstrisinde belirginleşen intikam odaklı, güçlü kadın kahramanları öne çıkaran exploitation filmlerine olan talebi ve kültürel değişimlerin sinemaya yansımasını gösteren ilginç bir kesişim noktasıdır.

Deniz Cansever
5 Kas 20253 dakikada okunur


Ötekilikler Üzerine Kısa Hikayeler: Father Mother Sister Brother
İşte Jarmusch’un bizi sürükleyip getirdiği de bu nokta olsa gerek. İnsanların öteki ile girdiği iletişim dahilinde yansıttığı benlik ve kendi başlarına kaldıkları benlik arasındaki zıtlığı bize mizahi, dramatik, en önemlisi ise asla üstten dayatmacı bir şekilde olmayan sade basit ve öz bir şekilde sunuyor. Tüm bu yönüyle Father Mother Sister Brother kesinlikle izlemeye değer.

Yağmur Naz Aydın
28 Eki 20252 dakikada okunur


How It Ends: Modern Dünyanın Kıyamet Alegorisi
How It Ends, yalnızca bir yol filmi değil, içsel bir yolculuktur. Tom karakteri, askeri geçmişiyle temsil ettiği düzen, disiplin ve kontrol inancını simgelerken, Will karakteri daha sivil, duygusal ve kırılgan bir yapıyı temsil eder. İkisi arasındaki gerilim, aslında modern insanın iki yönlü doğasının çatışmasıdır: biri güvenliği, diğeri anlamı arar. Yol boyunca birbirlerine güvenmeyi öğrenemezler, çünkü dışarıdaki dünyanın çöküşü içerideki iletişimsizliğin bir yansımasıdır.

Özgür Kalender
24 Eki 20253 dakikada okunur
bottom of page
