top of page


Meksika’da Kaybedilen Ruhlar ve Devlet Şiddetinin Gölgesinde Bir İz Arayışı: Dalia’s Still Here
Meksikalı gazeteci Celia Guerrero’nun bu çarpıcı sözleriyle başlayan kısa animasyon filmi Dalia’s Still Here, 2006 yılında Meksika hükümetinin başlattığı “uyuşturucuya bağlı şiddetle mücadele operasyonunun” insanlar üzerinde nasıl yıpratıcı etkiler bıraktığını anlatıyor.

Ekin Eylül Çok
4 Oca2 dakikada okunur


Euphonium ve Silahlarla Bir Albay’ı Hatırlamak: Colonel’s Song
Yarım kalmış bir dönemde doğan, yarım kalmış bir tarihî figür Pesyan. İlk gençliği; Kaçar Hanedanı'nın diğer imparatorluklarla eş zamanlı çözündüğü bir dönemde, bir devrin kalıntıları ve yabancı müdahalelerle dönüşüm çırpınışları eşliğinde geçiyor. I. Dünya Savaşı sırasında Almanya'da; gördüğü teknik tedrisatın yanında Batı müziğiyle ilgileniyor, keman çalıyor, şiir yazıyor. Askeriye dışındaki bu uğraşı ve karakterine sirayet eden estetik hassasiyetler, filme, diğer işlerde g

Murat Mert Atmaca
4 Oca4 dakikada okunur


Bir Suriye İç Savaşı Hikâyesi: Not Buried Yet
“Not Buried Yet” Suriye iç savaşının yerli halka getirdiği yıkımı gerçekçi bir biçimde gözler önüne sermesi ve savaş koşulları altında insan toplumsallığının nasıl değiştiğini göstermesinden ötürü izlenmesi gereken bir yapım olarak değerlendirilebilir.

Deniz Ege Karayel
4 Oca3 dakikada okunur


Maskeler Düştüğünde: Gas Attack
Gas Attack için Festival seçkisinin en ayrıksı filmi demek mümkün. İtalya'dan gelen yapım, sadece üç dakikalık süresiyle “savaş”ı muzip bir oyunsulukla yerden yere vuruyor.

Murat Mert Atmaca
4 Oca1 dakikada okunur


Topraktan Koparılan Hafıza, Zorunlu Göç, Savaşın Ardından Kalanlar: Rojeke Ronî
Son yıllarda artan çocuk işçi cinayetlerine, çocuk işçi emeğindeki sömürüye ve hâlâ (sistematik veya fiziksel) devam eden savaşlara baktığımızda, Rojeke Ronî filminin toplum açısından oldukça önemli meselelere yoğunlaştığını kaçırmamak gerekir.

Ekim Aslan
4 Oca2 dakikada okunur


Gazze Şehrinde Uygulanan Nekropolitika ve Direnen Halkın Görünürlüğü: Write My Name
Şimdi tekrardan sorgulamayı deneyelim; güç iktidarlarının politikaları yanında unutmak veya hatırlamamak hâlini. Hayatın devamlı koşturmacası, zihnimizi bulanıklaştırdığımız içerikler, farkında ama eylemden yoksun bedenlerimiz, sömürü sisteminde ortaklaşan dev bir endüstri…Belgeselden ayrıldıktan sonra nasıl bir aksiyon almalıyız, alabiliriz? Festivalden bittikten sonra üzerine düşündüğüm, ama çıkar bir yol bulmakta zorlandığım sorulardan birisi oldu, olmaya da devam ediyor.

Mete Yaran
4 Oca4 dakikada okunur


Kuşlar ve Çiçeklerin Hafızası: A City with No Birds
A City with No Birds, Beyrut'tan geliyor: kuşların yerini İsrail Hava Kuvvetleri'nin aldığı bir başka şehir. Yönetmen, baba-oğulvari bir ilişkiyi filmin merkezine; ses bombası ve mayınların karşısına yerleştiriyor.

Murat Mert Atmaca
4 Oca2 dakikada okunur


Umudun Yas ile Buluştuğu Bahçe:Oaks Dance in the Wind
“Galibi olmayan savaş” olarak da bilinen İran-Irak Savaşı, yarattığı tahribat ve kayıp sayılarıyla II. Dünya Savaşı’ndan sonraki en kanlı savaştır. Taraflar savaş boyunca askerî ve ekonomik hedefler dışında sivilleri de hedef almıştır.

Hatice Kübra Pola
4 Oca1 dakikada okunur


Susuz Yaz: Su, Mülkiyet ve İktidarın Karanlık Aynası
“Erksan’ın sineması, dönemin Yeşilçam melodramlarından farklı olarak, neredeyse antropolojik bir gözleme dayanır. Kamerasını süsleme ya da güzelleştirme amacıyla değil, kanıtlamak için kullanır. Bu tavır, Susuz Yaz’ı Türk sinemasında gerçekliğin estetiğiyle ahlak arasındaki en keskin örneklerden biri haline getirir. Filmde mülkiyet teması iki eksende ilerler: biri su, diğeri kadındır. Osman’ın köy halkıyla suyu paylaşmayı reddetmesi, iktidarın en basit formunu ortaya koyar.

Özgür Kalender
28 Ara 20253 dakikada okunur


Türk Sinemasının Politik Filmlerinden: Karanlıkta Uyananlar
Karanlıkta Uyananlar, 1960’lı yılların İstanbul görüntüleriyle jenerik eşliğinde başlar. İstanbul’da yaşayan insanların ne kadar zor şartlar altında yaşadıkları gösterilir. Bir yandan da filmin künyesi verilir. Film, jenerik kısmında halkın zor şartlar altında yaşadıklarının gösterilmesi bilinçli bir tercih olarak karşımıza çıkar. Film, jenerik kısmında filmin politik söylemler içerdiğinin ilk ipuçlarını vererek başlar.

Nusrettin Bahadır
24 Ara 20257 dakikada okunur


Invasion of the Body Snatchers, Pluribus ve Muhalif Olmanın İmkansızlığı
Bir gün uyanıp yanındaki kişinin artık kendisi olmadığını fark etmeye başlıyorsun. Aynı yüz, aynı beden yerinde; eksik olan tek şey duygu. İnsanın en temel korkularından biri olan, sevdiklerinin bir anda yabancılaşması ve tanıdık olanı tanıyamama hissinden doğan gerilimi bilim kurgu ile birleştiren Invasion of the Body Snatchers, aynı zamanda politik bir anlatı olarak da ayakları yere basan bir film.

Irmak Kutlu
21 Ara 20254 dakikada okunur


Spencer: Prenses Diana’nın Kraliyet Rejimine Direnişi
Film Larraine’in daha önceki filmleri gibi biyografi ve psikolojik drama ağırlıklı olsa da Prenses Diana’nın hayatındaki çok kritik bir nokta olan 1991 Noel Arifesi ’ne odaklanıyor. Prenses Diana’nın tüm hayatının zaten yıllardır hem yaşarken hem de öldükten sonra didiklendiği ve çeşitli pek çok filme, belgesele de konu olduğunu göz önüne alırsa, yönetmen oldukça farklı ve karakterin duygu durumuna odaklı, bir yaklaşım tercih etmiş.

Z. İnci Asal
19 Ara 20255 dakikada okunur


Aklın Uykusunda: Karanlığın Yeniden Üretimi
Aklın uykusunun canavarlar üretmeye pek de meyilli olduğu o eski feraset, gotik filmlerin yeniden görünürleşen karanlığından hafifçe asitler sızdırıyor. Modern kültürün uykusuzluğu, aklın yorgunluğu, her şeyin keskin ışıklar altında tutulduğu bir dönemde, gölgelerin kaçınılmaz biçimde büyümesini sağlıyor. Bugün "hortlayan" canavarlar, belki de hiçbir zaman gitmemiş olanlardır; sadece ışıkların içinde görünmezleşmişlerdir... Aklın Uykusunda

Gökçe Su
17 Ara 20252 dakikada okunur


Yavaş Ölüm: Yaşamı Ölümle Yeniden Kurmak
Elbistan ovasının üstüne yağan ölüm sadece bir ekolojik felaket olmaktan çıkıp insanlığa ait bir hikaye olup çıkıyor karşımıza. Bu hikaye bize belgeselin senaryosunu da yazan akademisyen Aslı Odman tarafından anlatılıyor. Karakterimiz Aslı ile bir yolculuğa çıkıyoruz Elbistan ovasında kol gezen Yavaş Ölüm’ü alımlamaya başlıyoruz.

Bahadır Koçak
14 Ara 20254 dakikada okunur


Berlin’in Bölünmüş Estetiği: Sinemada Sürgün, Yönsüzlük ve Geçiş Hâlleri
Berlin’de yaşamak bazen iki şehir arasında sürekli mekik dokumak gibi: Bir ayağın hâlâ İstanbul’da, öbürü Berlin’in üzerine basıyor ama tam olarak orada da durmuyorsun. Şehrin kendisi de böyle zaten; yan yana duran ama birbirinin devamı olmayan dünyaların toplamı.

Okan Dülger
13 Ara 20253 dakikada okunur


Yusuf ve Kenan - Çoğunluk, Filmleri Arasında Baskılanan Erkek Karakteri Tiplemesi
Bir yanda Adana’dan trenle kaçıp İstanbul’un acımasız düzenine savrulan, babalarının yokluğu ile tek dayanakları olan umut arasında sıkışmış iki çocuk; öte yanda modernleşme ve neoliberal dönüşümle yeniden kurulan Türkiye’nin orta/üst sınıfında büyümüş, ancak adım attığı her mekânda kendine yabancı kalan başka bir çocuk. Biri hayatta kalmanın çıplak gerçekliğine, diğeri konforun görünmez kurallarına uyanıyor; ikisi de kendileri adına çoktan tasarlanmış bir güne gözlerini açıy

Arda Dikilitaş
11 Ara 20254 dakikada okunur


Alpha: Damgalanmak, Korku ve Bırakabilme Mücadelesi
Yönetmeni Titane filmiyle tanımış biri olarak, Alpha beni tahmin etmediğim bir açıdan etkiledi. Ducournau, sert ve izleyeni rahatsız eden film dilinin içine insani duyguları ustalıkla yerleştirmeyi her zamanki gibi başarıyor. Alpha’da, aile üyeleri arasındaki derin bağ, yönetmenin imzası hâline gelen body horror öğelerinin fazlasıyla önüne geçmiş bir şekilde karşımıza çıkıyor.

Doğa Ecemiş
9 Ara 20253 dakikada okunur


Frankenstein: Del Toro’nun Yılardır Beklediği Buluşma
Guillermo del Toro’nun Frankenstein uyarlaması, yönetmenin yıllardır içini doldurarak büyüttüğü bir hayalin ete kemiğe bürünmüş hali gibi duruyor. Bu film yalnızca Mary Shelley’nin romanının olay örgüsüne sadık kalmakla yetinmiyor, aynı zamanda del Toro’nun sinema boyunca kurduğu kişisel dünyayı metnin en ince liflerine işliyor.

Özgür Kalender
7 Ara 20253 dakikada okunur


Napoli'nin Melodileri: Parthenope'de Mekanın Müzikle Kuruluşu
Bazı yönetmenlerin görüntüleri vardır; Sorrentino’nun ise sesleri. Onun filmlerinde müzik yalnızca eşlik etmez; karakterlerle birlikte yürür, bazen onlardan önce gelir, bazen onlarla birlikte susar.
The Great Beauty’de size nerede olduğunuzu unutturacak Roma gecelerinin ritmi olan elektronik parçalar; Youth’ta hatırlamak, unutmak, yaşlılık ve bellek üzerine kurulmuş kırılgan melodiler; ya da È stata la Mano di Dio’da Napoli’nin mahalle sesleri…

Helin Kınçak
3 Ara 20256 dakikada okunur


Shane (1953): Yeni Bir Hayata Adım Atmanın İmkansızlığı
Hem anlatısal yapısı hem de karakter inşasıyla Shane, western türü üzerinde bir dönüm noktası niteliğinde. Türün klişeleşmiş adaleti sağlayan kahraman kovboy temsilini puslu bir zemine çekmiş, daha gerçekçi ve psikolojik derinliği olan bir karakter olması ile kendisinden sonra gelecek birçok filmi de etkilemiştir. Bu, revizyonist westerne giden yolu açmıştır.
Shane geçmişi çok da temiz olmayan birisidir ve filmin bize sorduğu soru şudur: Yeni bir hayat mümkün mü?

Bahadır Koçak
28 Kas 20255 dakikada okunur
bottom of page
