Kuşlar ve Çiçeklerin Hafızası: A City with No Birds
- Murat Mert Atmaca

- 4 Oca
- 2 dakikada okunur
A City with No Birds, Beyrut'tan geliyor: kuşların yerini İsrail Hava Kuvvetleri'nin aldığı bir başka şehir. Yönetmen, baba-oğulvari bir ilişkiyi filmin merkezine; ses bombası ve mayınların karşısına yerleştiriyor.
Film, yıllardır evinden çıkmayan 70'lerinde âmâ bir adamın; balkonundaki küçük çiçek bahçesini sularken, jetlerin ses duvarını kırmasıyla başlıyor. Elinde sevdiği beyaz kuşunu gökyüzüne salıyor, “git buralardan” diye.

Bir sonraki sahnede, manevi oğlu diyebileceğimiz genç bir adam endişeyle kapıya vuruyor. Elinde zeytinyağıyla eve giriyor. Yaşlı adamın gözleri endişe dolu; çünkü genç ,kapısını yıllar yılı aynı şekilde çalarmış . Ama bu defa farklı. Sahne hem ikilinin derin ilişkisine dair çok şey söylüyor hem de hayatlarındaki değimlere ışık tutuyor.
Ardından genç adamın gözü evdeki saate takılıyor, zaman durmuş bu evde; ne zamandır diye soruyor, 40 yıl 2 ay cevabını alıyor.

Film âdeta farklı zamanlarda verdiği işaretlerle; 80’lerde Güney Lübnan’da yaşanan ve günümüze kadar artıp azalarak devam eden Hizbullah-İsrail mücadelesinin haritasını çıkarıyor. Bu bağlamda filmin bir propaganda yönü olduğunu söylemek mümkün. Özellikle “Özgürlük Savaşçıları” vurgusu, filmin bu konuda tavrının net olduğunu ortaya koyuyor. İran ve ABD’nin bölgedeki iktidar mücadelesi, İsrail’in her geçen gün yıkımını artıran işgalciliği, Lübnan İç Savaşı’ndan bugüne halktaki polarizasyon... Meseleyi tüm bunlarla düşündüğümüzde, Savaş Karşıtı Film Festivali seçkisindeki tüm filmlerin kesiştiği noktaya varıyoruz. Savaş, bir savaş daha getirir. Ve bir savaşçı, bir savaşçı daha.
"Hayat önünde, yaşa." diyor yaşlı adam. "Yaşamak için yapıyorum" cevabını alıyor gençten. Vedalaşıyorlar. Ertesi gün yaşlı adamın huzursuzca uykusundan uyanışını izliyoruz, eski bir radyodan, âdeta 40 yıl öncesinden gelen bir çağrı onu uyutmuyor: “İsrail mayınlarının tehlikesi sürmekte. Tüm vatandaşlarımızın dikkatli olması gerekir. Oyuncak veya konserve görünümlü hiçbir şeye dokunmayın.”

Bu huzursuz uyanışı, bir başka kuşun eşliğinde izliyoruz. Kuş imgesinin böylesine kasvetli bir biçimde tekrarlayışı, daha sonra yönetmenle gerçekleştirdiğimiz röportajda anlam kazanıyor. Filmdeki kuşların bir özgürlük imgesi değil, tam aksine esaretin bir dışavurumu olduğunu öğreniyoruz. Solan çiçeklerse esaret altında bir halk.

Adam uyandıktan sonra radyosunu açıyor, Washington’a bağlanıyoruz, Amerikan elçisi Tel Aviv’de, savaş istemiyoruz diyor.
Bir yandan radyodan gelen “barış” sesleri, bir yandan patlamalar var Beyrut'ta. Adamın evden kaçışını görüyoruz. Ve sargılar içinde paramparça bir yüz. Yanında yaşlı adam. Omuz omuza. Jenerasyonlar arası aktarılan bir mücadele. Bir hastanenin kayıplarla dolu bir katında, dünün ve bugünün acısıyla baş başa kalıyoruz.

Yönetmen Adis, tiyatro köklerinden bir yaklaşımla “karakter, öykünün kendisidir” diyor. Onları işgal altındaki bir şehrin banliyösüne yerleştiriyor. Epey stilize bir mekân algısı ve kamera kullanımı var. Odanın ve evin geniş açılardan çekimi, bize kıstırılmış bir şehirde nefes almayı öğretiyor. Hikâyeyi anlatan ise Beyrut'un ta kendisi. Tarih boyunca İsrail'le mücadelesinde ağır yaralar almış şehir; içinde var ettiği insanları, aynı yükü sırtlayacakları günlere uyanmaya mecbur bırakıyor.

Festivaldeki söyleşide yönetmene bir soru yöneltilmişti: "Başka konularda filmler yapmayı düşünmüyor musunuz?" Cevabı beklendik ve filmle epey ilintiliydi: "İstiyoruz, ama bu topraklarda yaşarken..." Bunun üstüne gelen bir başka soruyla filmin çok kısa sürelerde ortaya çıktığından da bahsettiler. 17 Eylül 2024'te hayat durmuş; başka şey düşünemez, konuşamaz, göremez olmuşlar. Kameranın bu denli zor zamanlarda ortaya çıkan kuvveti yadsınamaz. Dolayısıyla şunu söyleyerek bitirmek mümkün: bu film dünyaya bırakılmış bir çağrı cihazı. Çünkü sinemanın sana ne doğrultulursa ona dönüşmek gibi bir mahareti var. Festivalin manifestosunda söylendiği gibi:
"Çünkü biliyoruz: Sinema bir silahtır. Egemenler bu silahı yalanla doldurur. Bizse gerçeği kuşanacağız."




Yorumlar