Aklın Uykusunda: Karanlığın Yeniden Üretimi
- Gökçe Su

- 17 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
Aklın uykusunun canavarlar üretmeye pek de meyilli olduğu o eski feraset, gotik filmlerin yeniden görünürleşen karanlığından hafifçe asitler sızdırıyor. Modern kültürün uykusuzluğu, aklın yorgunluğu, her şeyin keskin ışıklar altında tutulduğu bir dönemde, gölgelerin kaçınılmaz biçimde büyümesini sağlıyor. Bugün "hortlayan" canavarlar, belki de hiçbir zaman gitmemiş olanlardır; sadece ışıkların içinde görünmezleşmişlerdir...

Gotik estetiğin çıkışı, modernliğin yarattığı harabelerin görsel kayıtları olarak okunur. 19. yüzyılın ışıksız romanlarından sinemaya sızan bu estetik; sadece atmosferik, muğlak ve göze hitap eden uzlaşımlarla bezeniş değil, düzenin sorgulandığı ve kırılganlığının görünür hale gelebileceği alegorik bir alan üretmiştir.
Gotik sinema, bir tür "karanlık" düşünme pratiği yaratır: Hem aklın sembolik düzenini hem de düzenin sınırlarında beliren tedirginlik halini görünür kılar.
Dracula, Frankenstein, Nosferatu gibi ilk yapımlar da tam da bu nedenle sadece doğaüstü anlatılar değil, modernleşmenin yığınlarında mücadele edemeyen toplumun kendi gölgeleriyle karşılaşma biçimleridir.

Korku üzerine yapılan çalışmalar da bu noktalara işaret eder. Freud'un "tekinsiz" kavramından, Jung'un "gölge" kavramına kadar pek çok metin korkunun aslında irrasyoneli yeniden kurmadığını açıkça belirtir. Aksine rasyonelin çatısından tersine çevirerek görünür kılar. Yani korku tamamıyla bilinmeyenden değil bireysel ve kolektif ötekilerimizden, tabularımızdan, gündelik yaşantımızda görünür olanlar ve yüzeyin altında yatanlar tarafından oluşur; modernitenin kontrol-edilebilirliğini kesintiye uğratır. Bu yüzden Gotik anlatılardaki karanlık dünya, bağımsız bir yaratım yerine mevcut dünyanın içindeki arızayı ifşa eder.
Korku, ilkel bir duygudan öte düşünsel bir alanda; görünenin ötesindeki gerilimde, toplumun ifadesel yüzeyini delen arızayı duyulur kılar. Korku sineması bu nedenle bir başkaldırı sinemasıdır; tehdit dışarıdan alınmaz, içeriden sızdırılır. Yaratık, hayalet, vampir, iblis/şeytan ve benzeri varlıkların kaynağı aslında toplumun kendi üretimidir; baskı, kolektif travma/gerilimlerin bükülmüş yansımalarıdır.Korku bu içsel sızıntıları büyütür; ‘’normal’’in yapay dengesini gösterir.

Bugün de Gotik'in yeniden görünür hale geldiği, art arda gelen uyarlamalar başlı başına estetik bir ilgiyle açıklanamaz. Bu yapımlar tarihsel köklerine sadık biçimde görünseler de yeniden uyarlama dalgasının kendisi sinemanın politik-ekonomik niyetini açık eder. Endüstri belirsiz zamanlarda güvenilir mitlere geri dönme eğilimindedir; aşina olunan karanlıklar, geçmişten çağrılan figürler... Hepsi risk azaltma politikalarının bir uzantısı halinde işlev görür.
Bu neticede kaçınılmaz bir soru vardır ki bu da : Bugünün Gotik'inin hala eleştirel bir tarafı olabilir mi; yoksa karanlık, muğlak olan yalnızca "pazarlanabilir" atmosfere mi dönüştü?
Yeni anlatıların/uyarlamaların bir kısmı hala karanlığın düşünsel imkanlarını benimseyen noktalarına değiniyor, toplumsal kırılganlığını yüzeye çıkarma potansiyeline sahip. Ancak bir yerde bu filmlerin yüzeysel estetiği, eleştirelliğini gölgeliyor. Endüstri tarafından cilalanmış bu geri dönüş, türün temelinden uzak bir yere evriliyor; düşünsel bir eşikten ziyade bir dekor oluyor.
Bu sebeple bu dönemsel hareketlenmeyi bir "nostalji" kisvesine sıkıştırmak yeterli değil.

Aşırı hızlanan "görünür olma rejimi" her şeyin daima aydınlık, takipte, kaydedilir halde oluşu bu ihtiyacı doğurmuş olabilir. Bu ihtiyaç romantik bir özlem değil, sürekli görünür olmanın getirdiği yorgunluk olarak açıklanır. Ancak bir kaçış değil, başka bir görme biçimi olarak belirir.
Gerçek motivasyon da burada saklıdır, endüstriyel kaygılar ve estetik arzularda sıkışmış güncel Gotik, bir taraftan eleştirel kapasitesini göstermeye çalışırken bir yandan da bu potansiyeli tüketilebilir bir ürüne dönüştürme tehlikesinde... Karanlık olan artık hem düşünsel hem pazarlanabilir bir üründür.
Neticede, Gotik sinemanın yeniden ortaya çıkışı, kültürel bir uyanıklık krizinin belirtilerinden biri olarak görünür. Bu canavarlar yeniden çağrılmışsa, bir nostalji olmaktan öte bugünün akıl yorgunluğudur. Endüstri de bu yorgunluğun kârını alırken sinemanın karanlık düşünceyi yeniden aralayışı, zayıf kalsa da bir yerlerde var olmaya devam etmekte.







Yorumlar