top of page

The Devils: İnanç ve Otorite

  • Yazarın fotoğrafı: Gökçe Su
    Gökçe Su
  • 14 Oca
  • 3 dakikada okunur

Cesur Yeni Dünya isimli distopik romanıyla bilinen İngiliz yazar Aldous Huxley’in ‘’Loudin’in Şeytanları,(1952)’’ isimli romanından uyarlanan The Devils filmi; Ken Russell’ın yazarlığı ve yönetmenliğini yaptığı 1971 yapımı drama-korku türündeki filmdir.


The Devils, 17. yüzyıl Fransa’sında yaşanan gerçek bir olaydan esinlenilerek beyaz perdeye aktarılmıştır. Dönemin Avrupa’sının kaotik ve karanlık atmosferinde; kara veba, mezhep savaşları ile büyük bir nüfus kaybına uğrayan Fransa’nın Katolik Kilisesi feodal derebeylikleri ve farklı mezhepleri ortadan kaldırmaya çalışmakta, özerk bölgelerin varlığına son vererek iktidarını genişletmek istemektedir.


Filmde, dini-siyasi ilişkilerin böylesine girift olduğu bir ortamda, merkezi otoritenin ve Katolik inancının tabularına karşı özgürlükçü yaklaşımıyla karşı çıkan ve otoritenin dikkatini çeken Peder Urbain Grandier, şeytanla bir nevi işbirliği içerisinde olup dinden uzaklaştığı gerekçesiyle çeşitli ithamlar ve iftiralarla Kardinal tarafından desteklenen politik bir komplonun kurbanı olur. Bunun sonucunda Engizisyon Mahkemesinde yargılanma süreci başlar. Aynı zamanda manastırdaki Rahibe Jeanne’ın Grandier’e olan takıntılı aşkı ve bastırılmış cinselliğinin histerik olarak yansıması sonucu gelişen olaylar anlatılır.


Filmde temel olarak dönemin sarsıcı durumlarından etkilenip dini bir konfor alanı olarak gören bireylerin yabancılaşmaları çarpıcı şekilde gösterilir. Bu yabancılaşma, bireyin iç dünyasına yönelik bir yarılma olarak görülür; bireyin kendi arzularıyla otoritenin talimatı arasındaki çatışma, bireyi hem Tanrı’ya hem kendine yabancı hale getirir. Birey bir tarafta dürtülerini, arzularını ve hakikatini deneyimlerken, diğer tarafta Tanrı adına ‘’konuşan’’ otoritenin mutlak boyunduruğu altına alınması ile kuşatılır. Bu iki yüzey arasında, bireydeki içsel bütünlük parçalanır ve benlik bölünmüş yapılara sürüklenir. Arzular ‘’günah’’ olarak kodlanırken, bastırılan her duyu korku mekanizması üretir. İnanç bu bağlamda bireyin kendisi ile ilişkisini denetime tabii tutan bir gözetim aracına dönüşür. The Devils’ta ‘’yabancılaşma’’ bu nedenle metafizik bir kopuştan ziyade, iktidarın içselleştirilmesi üzerine psikolojik ve ontolojik bir bölünme olarak görünür.


The Devils, Ken Russel (1971)
The Devils, Ken Russel (1971)

Hakim ideolojiyi tanımlayan din; yaşam pratiğinde egemen olması, dogmalarla özgürlükçü düşünceyi engellemesi ve yabancılaşmanın yarattığı körleşme sonucunda insanları histerik ve manik dolaşımlara sürüklemektedir. Film temel olarak dinin özellikle Katolikliğin sebep olduğu silsilelerin; egemen siyasi otoritenin bu olguyu bir silah gibi kullanması ve toplumun akli durulmasını, yani Ortaçağ boyunca süregelen kaosun eleştirisini yansıtır. Bu anlamda film, dinin iktidar tarafından yalnızca bir inanç sistemi olarak değil; bireyin beden, arzu ve vicdan düzenlemelerini yapan bir aygıt olarak kullanıldığını açıklar; bireyin iradesi ve ifadesi Tanrı adına konuşulduğu iddia edilen kurumların gölgesinde silikleşir.


The Devils, Ken Russel (1971)
The Devils, Ken Russel (1971)

Grandier, dönemin skolastik düşüncelerine belli yönlerle karşı çıkan, cinsel özgürlükçü yaklaşımıyla ve bir peder olarak evliliğin yapılmasında bir sakınca görmemesi gibi düşünceleriyle otoritenin dikkatini çeken bir figürdür. Kasabanın otoritesinin ani ölümü sonucu Grandier’in gücünün artması bu durumu körükler. Ayrıca Manastır’ın rahibelerinin şeytanın eline geçtikleri söylentisi ve Grandier’in rahibeler tarafından fetişize edilmesi, onu politik çıkarlar bakımından hedef haline getirir. Bu nedenle Grandier, Engizisyon Mahkemesince cezaya çarptırılır.


The Devils, Ken Russel (1971)
The Devils, Ken Russel (1971)

Film, tarihsel konjonktürde dinin ve dini kurumların günlük yaşam pratiğinde etkisi altına aldığı her alanın dinsel dogmalarla belirlendiği bir dönemi ele almaktadır. Böyle bir dönemde normlar ve tabulara karşı duruş, kaygı ve korku nedeniyle bastırılmış içgüdülerin anomik bireyler yaratması savının uç bir örneği olarak Rahibe Jeanne üzerinden açıklanır. Jeanne’ın bedeni ve bilinci, bu koşullar içinde bastırılanların ya da ahlaki kırılmaların sonucu değil, düzenin kendini var ettirme biçimlerinde kurulmuş yapısal tahakküm ilişkisinde şekillenir. Kadın bedeni bu bağlamda bir varoluş alanı olarak görülmez; iktidarın sınırlarını belirlediği, anlam yüklediği toplumsal bir zemine evrilir. Bu nedenle Jeanne’ın yaşadığı içsel bir çatışma değil , sistemin kadın bedeni üzerinden işlenmesi ve kendini yeniden üretmesini görünür kılar. Anomik ve histerik olarak tanımlanabilecek yansımalar ise bireyin kendi yaşantısı ile bağ kurmasını zorlaştıran yapısal baskının kaçınılmaz sonucudur.



The Devils, Ken Russel (1971)
The Devils, Ken Russel (1971)

Marx’ın yabancılaşma kuramını psikanalizle değerlendiren Erich Fromm’un tanımıyla “insanların kendi yaratımlarının, kendi ürettikleri değerlerin ve ürünlerin altında ezilmesi; özlüğünden, diğer bireylerden ve devletten kopması” Manastırdaki hayattan bir nevi kopuk ve tutsak yaşayan Jeanne’in durumunda görünür hale gelir. Grandier’e olan gizli aşkıyla yaşayan Jeanne’in giderek kontrolünü kaybetmesi, bunun sonucunda şeytanın kendisini ele geçirdiği söylentileriyle pekiştirilir ve o da bu gerekçelerle yargılanır. Jeanne’ın yıkılımının, ‘’bastırılanların dönüşü’’ olduğu kadar, iktidarın ‘’günah keçisi’’ ihtiyacına cevap verir; böylece bireyin içsel çözülümü, toplumsal düzenin sürdürülmesi doğrultusunda araçsallaşır. Yapısal baskıyla üretilen bu çözülme, iktidar tarafından bir sapma ya da ahlaki çöküş olarak adlandırılır. Bu sayede düzen kendi yarattığı koşulları meşrulaştırır. Jeanne’ın bedeni bu durumda çarkların işleyişinin sürekliliğini yeniden tesis etmek için yükleri üstlenen bir yüzeye dönüşür, işlevselleştirilen politik bir sürecin parçası haline gelir.


Grandier ve Jeanne, merkezi otorite olan ruhban sınıfının ideolojik hegemonyasının tesisinin sonucunda kurban edilen tarihi kişiliklerdir. Dinin ve dini kurumların egemenliğinde gündelik yaşamda etkisini gösteren her türlü yozlaşmanın dogmalarla belirlendiği bir dönemi beyaz perdeye yansıtan film; insan inanç ve yaşam çerçevesinde inanca bağlı dogma ve tabuların hayata müdahalesinin hezimetini ortaya koymaktadır.

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page