top of page

Vive le Tour! Vive Malle!

  • Yazarın fotoğrafı: Murat Mert Atmaca
    Murat Mert Atmaca
  • 10 Tem
  • 4 dakikada okunur

Jean Bobet anlatıyor. Louis Malle, Tour de France’ı çocukluğundan miras bir tutku ve merakla takip ediyor. Ritüeller, kazalar, ne yerler, ne içerler, seyirci kimdir, ne yapar… Daha önce Tour’la bir Temmuz ayı geçirmediyseniz bunu tuhaf karşılayabilirsiniz. Ama 1902’den bugüne düzenlenen bu bisiklet yarışı, yirmi bir gün boyunca milyonların zihninde koşuluyor.


1962, Tour de France (Photo: Harry Pot)
1962, Tour de France (Photo: Harry Pot)

Kısa tarih. 1902, L’Auto Gazetesi iflasın eşiğinde, Genç bir muhabir, Géo Lefèvre son çare olarak tüm Fransa’nın aşılacağı bir yarış önerir, Tour doğar, rakip gazeteler batar, L’Auto’nun sarı kağıdı şampiyonun mayosuna ilham olur. Bu ilk dönemde yarış gece başlarmış, bir etap on yedi saat sürermiş. Maurice Garin, 1903, bir baca temizleyicisinin bir gecede ulusal kahramana dönüşmesine şaşmamalı. Tour; mücadele, emek, savaş demek. Bir ulusun bir aradalığının en önemli dayanakları.


Filmin kalabalığın bekleyişiyle açılması bu anlamda çok değerli. Malle, Tour hakkında bir film yaparken besleneceği noktanın yarışın kendisinden çok, zihnindeki tezahürü olacağının farkında. Önce yol kenarlarındaki kalabalıkta kendini; çocukluğunu, gençliğini buluyor. Toplumsal düzeyde yarış, yol kenarındaki her bir insanın biyografisini aynı imgenin etrafında örgütler: herkesin kendi kasabasından geçişini, Anquetil’i gördüğü yol kenarını, kendi yazını hatırladığı ama hepsinin aynı olaya tanıklık ettiği kolektif bir belleğe dönüşür.



Bu bana, Annie Ernaux’nün Yıllar’ında yarattığı “gayrişahsi otobiyografi”yi hatırlatıyor. Ernaux, “ben” yerine kullandığı “biz” anlatıcısıyla bir kuşağın ortak imgelerini, reklamları, şarkıları, kitlesel olayları kayda geçirir; bu yolla bireysel bir belleğin içindeki kolektif belleğin izini sürer.


Annie Ernaux’nün, Yıllar’dan 1953-54’e dair hatırladıkları şunlar:

—1953 yazının büyük tren grevi  —Dien Bien Phu'nun düşüşü  —Stalin'in ölümünün radyodan duyurulması, soğuk bir mart sabahı, tam çocuklar okula gitmeden önce —Tour de France'ın kasabalarından geçişi —Bir peçete halkasına nakış işlemek —Göremeyeceği filmlerin ve okuyamayacağı kitapların özetlerini okumak —Anne babası arasında geçen o sahne. Babasının annesini öldürmeye kalkıştığı, onu mahzene sürüklediği… Orakların saplı durduğu o mahzene.

Ücra bir Normandiya kasabasında büyümüş genç bir kadın; içindeki ukdeler, travmalar ve bulunduğu dünyayı dönüştürmüş olaylarla birlikte Peloton’un geçişini hatırlıyor. 180 bisikletçinin tırmandığı bir tepe, tek bir belleğin halkasına -ne daha büyük, ne daha küçük, eşit bir boğum olarak- nakşolmuş.

Bu tam olarak: Malle’in sinemasında izini sürebileceğimiz; Fransız Yeni Dalgası’nın büyük olanı küçülten, küçük olanı tarihe eşitleyen o düzleştirici bakışı.


Vive le Tour, Louis Malle (1962)
Vive le Tour, Louis Malle (1962)

Yol bisikleti, görsel anlamda belgelemesi çok meşakkatli bir spor. Filmin tanıklık ettiği 1962 yılında, yeni yeni bir gazete sporundan televizyon sporuna dönüşüyor. Bu da anlatının, gazete mitosundan – yirmi dört kareye evrilmesi demek. Bisiklet doğduğu günden beri bir literacy sport. Tur’un başından sonuna tek bir bakışla görülememesi, üç haftaya ve binlerce kilometreye yayılması; hiçbir seyircinin bütünüyle tanıklık edememesi anlamına geliyor. Bu yüzden bir anlatıcıya ihtiyaç var. Tur’un bu yönü çok önemli. Dönemin felsefecileri ve sinemacılarının büyük mesai harcadığı “anlatıcı” meselesinin izini Alpe D'huez yolunda sürebiliriz, Malle’in yaptığı da tam olarak bu. Kamera o güne kadarki Tour de France anlatıcılarından epey ayrıksı bir yerde konumlanıyor. Albert Londres’in çile ve hamasetle bezenmiş “yolun kürek mahkumları” anlatısı, Antoine Blondin’in sıradan bir etabı bile destan mertebesinde yazdığı L’Equipe sütunları hala bu sporun taşıyıcı kolonları ama Malle kadrajının açacağı bir yol daha var.


Mitik geleneğin teorik anlamda en yetkin temsilcisi Roland Barthes’in “Le Tour de France comme épopée” (Mythologies, 1957) denemesinde Tur, bütünüyle mitik bir olay olarak ele alınır. Bisikletçiler tanrıdır, dağ geçitleri savaş alanı. Onun kaleminde Bobet, Louison’dur – insanüstü, dokunabileceğin kadar yakın ama tutamayacağın kadar erişilemez. Louis Malle’in belgeselde kullandığı cinema direct üslubu bu anlatıyı bütünüyle reddetmez, bir sahne olarak ödünç alır ve onu arındırır – mistifikasyon ve metafizikten. Kamera kalabalığın arasına karışır, keskin ve hızlı cut’larla kendimizi yarışın içinde buluveririz. Bu sayede Malle, Bobet’nin tanrılığını elinden aldığı gibi didaktik belgesel üslubundaki tanrısal bakışı da kırar. Yeni Dalga’nın alametifarikalarını tam olarak burada görürüz. Malle’in Tur’a bakışı öznel, gözlemci bir üslup takınır. Bu yolla bir bisiklet yarışının, modern bir destanın ardındaki kişisel ve toplumsal gerçeği arar. Kendi deyişiyle bisiklet onun için en zor spordur. İnsanın sınırları en uçlarına dek zorlanır. Malle de aynını kendi zanaatında gerçekleştirir.


Vive le Tour, Louis Malle (1962)
Vive le Tour, Louis Malle (1962)

Sınırlar demişken, bisiklet tarihinin kara lekesinden bahsetmek gerek: doping. Yol destanının koşulu, çabanın insaniliğinden gelir. Doping, bu sınıra saygı göstermez, mücadelenin manasını hiçe sayar. Film bizi bisiklet tarihi kadar eski bu günahın neticesinde ortaya çıkan bir soruyla baş başa bırakır: Artık karşımızdaki beden tümüyle insani değilse neden izliyoruz, bu insanlıktan çıkmış pedal makinesinde bizi hala etkileyen şey nedir?

Louis Malle, yanıtını filmde kurduğu ikircikli yapıyla veriyor. Bu hem bir mit, hem de mitin maddi kaynağı. Tanrılaşmış kahramanlar var, yol kenarındaki çeşmelerde ayaklarını yıkıyorlar. Giuseppe Zorzi, altıncı etap sırasında fenalaşıyor, bisikletini bir köşeye atıp, kendine gelmeyi bekliyor, tam bu noktada neden izlemeye devam ettiğimiz sorusuna cevap bulabiliriz. Dış ses şöyle diyor: "Korkunç olan şu ki, bir bisiklet gördükleri an duramıyorlar, gidiyorlar." Zorzi, bir süre pedal çeviriyor, bacaklarındaki son dirayet zerresi tükenene kadar. Etabı bitiremiyor ve çekilmek zorunda kalıyor. Yüzyılı aşkın tarihi boyunca Tour de France, insanlık dışı şartlarıyla, insanın doğaya karşı savaşının en büyük sahnelerinden biri oldu. Belki de insanlıktan çıkalı yokuşlar olmuş pedal makinelerini izlemeyi sürdürmemizin sebebi, onun çöküşünde kendi sınırlılığımızı, kendi bedenlerimizin kırılganlığını tanımamızdır - ortak hafızanın en derin katmanı, insan ölümlülüğünün kolektif bir provasıdır.


Vive le Tour, Louis Malle (1962)
Vive le Tour, Louis Malle (1962)

Vive Le Tour!, kamerayla açılabilecek çağırışım alanlarına dair bir ustalık eseri. Tur’a duyulan hayranlığı; kolektif belleğe, anlatının büründüğü suretlere, bedenin sınırlarına taşıyor. Bunu yaparken yarışın ve sinemanın mirasını onurlandırıyor, sorguluyor, dönüştürüyor. Bize bıraktığıysa, insana - yollara - önceki Temmuzlara dair arayışımızı sürdüreceğimiz bir Temmuz daha.





 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page