Uluslararası Barış Oyunları, Reality Show, The Gladiators
- Yağmur Naz Aydın

- 7 Nis
- 3 dakikada okunur
Geçen haftalarda Görültü’nün Sinematek’le birlikte düzenlediği Peter Watkins: Kestirme Yol Yok seçkisinden Gladyatörler’i izleme şansı bulduk. Gladyatörler, “Uluslarası Barış Oyunları” adında kurgu bir televizyon dizisini konu alıyor. Bu oyunlar, aslında Açlık Oyunları’ndan aşina olduğumuz gibi bir tür program. Dünyanın her yerinden katılımcılar iki gruba ayrılıyor ve hayatta kalmaya çalışarak oyunu bitirmeye çalışıyor.

Bu ekipler farklı ülkelerden farklı türden gayelerle katılan insanlardan oluşuyor. Kimi askere gitmemek için, kimi ün kazanmak için, kimiyse Fransız genç gibi sistemi yok etmek için bu oyuna katılmış. Bu yarışmacılar yarışırken her ülkenin komutanı da dışarıdan toplanıp onları izliyor, aynı dünyanın geri kalanı gibi. Ama onların bir farkı var, oyunu aynı zamanda yönetebiliyorlar da. Bu oyunda bir de ek olarak kontrol eden bir bilgisayar sistemi var, o da Icarus. Icarus belli yerlerde belli sesler çıkararak hem oyuncuları yönlendiriyor hem de kimi zaman uyarıyor. İşte oyunun sistemi böyle.
Oyunlar İsveç’te geçiyor. İsveç başkanı da aslında bu oyunların “yeni silahları denemenin maliyetsiz yolu” olduğunu açık açık belirtiyor. Film boyunca oyuncuların da başkanların da tepkilerini hem arka arkaya, hem de Watkins’in tarzıyla görmek farklı bir sinema deneyimi yaratıyor.

Filmin yapım yılının Soğuk Savaş dönemine denk gelmesiyle filmde sık sık bunun tam olarak bir kurgu değil, aslında şimdinin tasviri olduğunu sezimliyoruz. Gördüğümüz sistemin NATO’yu andırması da bu sebepten. Bir savaşın simülasyonunun sinemada işlenmesi artık aşina olduğumuz bir durum olsa da The Gladiators belki de bunu o dönemden etkileyen filmlerden biri. Aynı zamanda bu simülasyon günümüz reality show estetiğine de önden bir eleştiri. Culloden’da da benzerini gördüğümüz bu kurmaca belgesel durumu, kameranın gerçeği üretebilmesini yüzümüze tekrar tekrar vuruyor.
Filmde hem iki ekibi izliyoruz, hem de aslında sistemi yok etmek için oyuna katılmış Fransız öğrencinin sisteme ulaşma çabasını. Bu öğrenci oyuna sistemi yok etmek için katılmış ve bu yüzden oyunu oynamayı reddediyor, katılanlara üstten bakıyor ve film boyunca içeri sızmaya çalışıyor. “Üniversiteden mezun olduğumda sistem beni kullanacak.” motivasyonuyla bu sistemin çökmesini istiyor. Şiddet konusunda fikri sorulduğunda da “Sistem beni şiddet kullanmaya zorluyor.” diyerek fikrini belirtiyor. Bu öğrenci aynı zamanda ‘68 öğrenci hareketlerini temsil ediyor film boyunca ve bunu açıkça görebiliyoruz.

Şiddet konusu aslında 1968 öğrenci hareketlerine misyon olarak ters düşse de kendisiyle çelişen bir noktada. Fransız öğrencinin de aslında bu cevabı verirken içten içe bunu bir bahane olarak kullandığını bildiğini biz de fark ediyoruz. Bu durum Godard’ın La Chinoise filmindeki trende öğrenciyle akademisyenin arasında geçen diyaloğu anımsatıyor. O sahnede de öğrenci akademisyene, üniversitede üç arkadaşı ile birlikte şiddet içeren bir eylem yapacaklarından bahsediyor ancak karşısındaki kişi devrimin devamını nasıl getireceğini sorduğunda, devamının devrimcilerin işi olduğunu söylüyor. Akademisyense arkasında bir halk desteği olmadan yapılan bir şiddet eyleminin devrim getiremeyeceğini belirtiyor.
Kameranın sürekli elde olması Watkins’in imzası olan bir durum. Geçen pazar yine Sinematek’te olan Peter Watkins’in başka projelerinde birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Odd Geir Sæther söyleşisinde kendisi de Watkins’in bu konuda ne kadar hassas olduğundan bahsetti. Tripod kullanmayı asla istemediğini, bunun seyirciyle arasına koyacağı mesafeyi düşündüğünü belirtti. Yani bu imza sadece bu filme özel değil, aksine Watkins’i izledikçe daha da alıştığımız bir durum. Ama bu durum sadece estetik bir tercih değil aynı zamanda politik de bir tercih. Kameranın bu hareketleri izleyicinin konforunu yok eder; kurgu ile gerçek arasındaki çizgiyi bulanıklaştırır.

Watkins bu filminde de diğer filmleri gibi izleyiciyi hem içerikle, hem de sinematografisiyle politik olarak sarsıyor. İzleyicinin rahatını bozuyor ve onu belki bazı şeylerle yüzleştirmeye belki de harekete geçirmeye çalışıyor.Bu yüzden Gladyatörler’e bilimkurgu ya da distopya demek çok doğru olmaz. Kameranın gerçeği manipüle etme gücünü ve ideolojilerin toplumla satranç gibi oynamasına karşı bir uyarı niteliği taşıyor.




Yorumlar